Hikayesi: 1930'lu yıllarda Avcıoğlu İsmail adında bir genç, hem Muğla hem de Düğerek'te kavgacı kimliğiyle tanınır.Her taşın altından o çıkar, her şer işte adı anılır.
Rum kızı "Narci", İsmail'in komşusudur. Narci, çok güzel birisidir ve oldukça da sessizdir. Aynı yıllarda, yeni Hafız olup gelen, Tahir adında bir genç vardır. Dürüst, mert, yakışıklı birisidir. Ayağına külot pantolon ve ayak kısmına da tozluk bağlayarak gezer.
Bir düğün sırasında Tahir Hafız, düğün evine giderken Narci'nin bahçesine doğru tabancayla ateş eder. İsmail, bu silah sesini duyunca, "Benim etrafımda hangi it, silah sıkarmış bakayım." diyerek, eline mavzeri alır ve düğün meydanına gider. İsmail'in zar köpeği, kendisinden önce vardığı için, onun geldiğini anlayan Tahir Hafız, silahını eline alır ve atışa hazır hale getirir.
Avcıoğlu İsmail, hışımla düğün evine dalar ve elindeki mavzeri oturan insanlara doğrultup:
"Bu mavzer, benim evimin önünde silah atanı bulur" diyerek tehdit eder. Hafız, kendisine doğru yönelen silahı görünce, ansızın ateş eder. İsmail vurulur ve olay yerinde ölür. Bu olaydan sonra İsmail’in öldüğüne sevinen köylüler de, tahrik ettiğine dair şahitlik edince, Tahir Hafız, üç buçuk yılla kurtulur. Köye döndüğünde buraların yeni efesi yeni efesi olur. Çok yüreklidir ve çok kez, önünü keserler ama hepsinden kurtulmayı başarır. Belinde her zaman, iki tabanca taşır.
1940'lı yıllarda Düğerek köyünde, dağdan gelen sulama suyu nedeniyle, köylüler arasında sık sık kavgalar olur. Aynı yıllarda da, köyün zenginlerinden Samıtlar'ın Mehmet'in, HacıÜsenler'in Ali'nin kızı Şevkiye ile olan evliliğinden peş peşe Meliha, Çakır Mehmet, Muhsin ve Asım adında çocukları olmuştur. Ailesinin işlenebilir, büyük bir bahçesi vardır. Bu yüzden sık sık su çevrilir. Evinin önündeki havuzu doldurup, bahçeyi sulamaya çalışırlar. Köylülerden bazıları, bu durumdan şikayetçidir. Doğrudan , kimse cesaret edip suyu kendi tarlasına çeviremez. Tahir Hafız'ın haberi yokken, suyu onun bahçesine bir iki kez çevirirler. Bundan dolayı Tahir Hafız'la aralarında gizliden bir düşmanlık belirir. Bu düşmanlığı körüklemek isteyen ve böylece her ikisinden kurtulmak isteyenler de vardır.
1944 yılının Ağustos ayı ortalarında, Mehmet'in suyunu yine kesip, Tahir Hafız'ın bahçesine salarlar. Bundan Tahir Hafız'ın haberi yoktur. Olay, Mehmet'e sarhoşken anlatılınca, onunla hesaplaşma zamanının geldiğini düşünen Mehmet, Hafız'ın yolunu, asma köprüde kesmek için beklemeye başlar. Tahir Hafız, çeşmesine dayanan evine gitmek için gelir. Feyzullah adındaki köylüsü onu uyarır.
"Hafız, senin yolunu kestiler, oradan gitme. Yukarıki yoldan git evine" der. Hafız önce bu uyarıyı dikkate alır ve yukarı yola sapar, ancak önünde önünden, Virviri lakaplı Süleyman Ilgın gelir. Onun Mehmet'in yakın arkadaşlarından olduğunu bilen Hafız: " Benim yukarıki yoldan gittiğimi söyler ve korktuğumu yayarlar sağa sola." Diye düşünür.
Bu düşünce yüzünden, tekrar geri döner ve yolda Feyzullah'a düşündüğünü söyler. Ceketini sırtına atar. Eline silahını alıp, hazır hale getirir. Ellerini de arkadan birbirine kavuşturup üstlerine yürümeye başlar. Köprünün ortalarına geldiğinde önünden Mehmet gelir. Yolu kesip, Hafızın yakasına yapışır.
"Ulen Hafız, benim suyumu ne diye kestin?"
"Mehmet, senin suyunu ben kesmedim. Haberim bile yok. Üç gündür bahçeye bile gitmedim. Yakamı da bırak!"
"Bırakmasam ne yapacaksın?"
"Bak Mehmet, benim yaşanacak gençliğim var. Senin de öyle. Üstelik senin ardında çocukların var. Benim ardımda kimse yok."
"Benim ardımda yerimi tutacak oğlanlarım var." deyip Hafız'a bir tokat atar. Tahir Hafız, tokadı yiyince, elindeki silahı doğrultup, Mehmet'i göğsünden vurur. Mehmet köprüden aşağı düşerken, Hafız'ı da devirir. Tahir'in ayağı köprünün tahta aralığına sıkışıp, kırılır. Aşağıya sarkık vaziyette, havada asılı kalır. Elinden de silahı düşer. Mehmet'in yakınları ve olayı görenler, Hafız'ı taşlamaya başlarlar. Hafız ayağını kurtarır, ancak kuru derenin içine düşer. Buradayken hala yaralıdır. Yanına kimse cesaret edip inemeyince yukarıdan taşlarla saldırırlar. O da bu saldırılar sonucu ölür. Öldüğü anlaşılınca, aşağıya inen kayınçosu HacıÜsenler'in Hüseyin Kolak, kafasına kurşun sıkar ve;
"Ben öldürdüm onu" der.
Olay , Muğla'ya bildirildikten sonra, sabaha doğru askerler eşliğinde, doktor ve savcı gelir.
Otopsi sonrası ölüler gömülmek üzere ailelerine teslim edilir. Tahir Hafız için doktorlardan birisinin " Bu adamda çift yürek varmış." Sözü uzun süre dedikodu olarak yayılır.
Olay sonrası ölümlere yakılan ağıtlardan etkilenen Pisili Kemancı Tahir Usta(Erdinç), türküyü oluşturur ve düşünlerde söylemeye başlar.
Birçok araştırmacı tarafından derlenen öykünün en geniş belgeseli Yazar H. İlker Altınsoy ve mahalli sanatçı İbrahim Ethem Yağcı tarafından, birinci derecedeki kaynak kişi ve tanıklardan derlenerek, Kanal-F televizyonunda yayınlanmıştır.